« Önceki |

15/2/2008

Ülseri beslenmeyle tedavi edin...

 

Ülseri beslenmeyle tedavi edin

Mide kanserine ve ülsere yol açan ''H. Pylori''nin midede tutunup yara açmaması için bu mikroorganizmayı etkisini azaltıcı özelliği bulunan meyve sebze ağırlıklı beslenilmesi öneriliyor.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Coşkun, yapılan araştırmalara göre gastrit, ülser ve mide kanserine yol açan en önemli etkenler arasında Helicobacter Pylori'nin (H. Pylori) geldiğini kaydetti.

Gerçekte ülser ve kansere bu mikroorganizma tarafından üretilen ''cytotoxin'' adlı toksik maddenin neden olduğunu vurgulayan Coşkun, yurtdışında mikroorganizma ve üretilen madde konusunda geniş çapta araştırmalar yürütüldüğünü bildirdi.

Coşkun, ''H. Pylori''nin asıl bulaşma kaynağının bilinmediğini, ancak midenin, bu mikroorganizma için bir yaşam alanı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''Çok sayıda kişinin midesinde bulunuyor. Ancak mideye hangi yollarla ve nasıl girdiği bilinmiyor. Zaten araştırmalar da genellikle bu yönde yapılıyor. Doğuştan olmayan bu mikroorganizma, daha sonra mideye bir şekilde yerleşiyor ve tutunuyor. 'H. Pylori' enfeksiyonu, gelişmiş ülkelerde yüzde 40, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 80 oranındadır. Yani bir mikroorganizmanın yol açtığı gastrit, ülser ve mide kanseri sayısı çok fazla.''

Bu tür hastalıkların başlıca nedeni olarak bilinen ''H. Pylori''den korunmak için bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Hayri Coşkun, öncelikle bu mikroorganizmanın köpek, kedi, koyun, fare, sığır ve domuzlarda bulunduğunun bilinmesi gerektiğini kaydetti.

KUYU SUYU RİSKLİ

Kuyu suyu tüketen insanlarda da ''H. Pylori'' enfeksiyonu tespit edildiğini ifade eden Coşkun, şöyle devam etti:

''Dışkının bulaşması ihtimaline karşı kuyu suyu tüketilmemelidir. Bu durumda suyun hijyeni büyük önem taşıyor. Açıkta satılan gıdaların alınmaması, çiğ süt ve ürünlerinin tüketilmemesi, H. Pylori'nin bulaşma riskini ciddi oranda düşürüyor. Kirli sularla yıkanmış meyve ve sebzelerle de enfeksiyon riski artmaktadır.''

Doç. Dr. Coşkun, insan sütündeki antimikrobiyal aktiviteye sahip K- casein'in, ''H. Pylori''nin mide mukozasına yapışmasını ve enfeksiyonun oluşmasını önlediğini vurgulayarak, bu nedenle bebeklerin anne sütüyle beslenmesinin, hayatın erken dönemlerinde ''H Pylori''den korunmalarını sağladığını bildirdi.

Son yıllarda tüketimi giderek yaygınlaşan probiyotik süt ürünlerinin de ''H. Pylori''nin gelişmesini engellediğini ve midede hücrelerine tutunmasını önlediğini anlatan Coşkun, ''Bu durumda beslenme büyük önem taşıyor. ''H. Pylori''nin etkilerini en aza indiren polifenoller meyve-sebzede bulunuyor. Bu nedenle yaşamın her döneminde meyve ve sebze tüketilmelidir. Sık aralıklarla yoğurt da yenilmelidir'' dedi.

Yine vücut direncinin güçlü olması için düzenli beslenmeye gereken özenin gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Coşkun, ''H. Pylori'den dolayı ortaya çıkacak olası ülser ve mide kanseri, sarımsak tüketimi ile önlenebilir. Bunların yanı sıra diğer hastalıklara da neden olan sigara ve stresten de uzak durulması gerekir'' diye konuştu.


15/2/2008

NEDEN BU KADAR YORGUNUM DOKTOR?

 

NEDEN BU KADAR YORGUNUM DOKTOR?

Yazan: Dr. Hasan İnsel

 

Neden bu kadar yorgunum?

Yeterli uyuduğunuz ve sağlıklı yaşadığınız halde, kendinizi yorgun hissediyorsanız ve bunun sebebi yoğun çalışma temponuz değilse doktorunuzla konuşmanızda fayda var

 

 

Bundan önceki yazılarımda yorgunluğa genel anlamda değinmiştim. Bugün özellikle kadınların yorgunluk şikayetlerinde, ilk aklımıza gelen yorgunluk sebeplerinden bahsetmek istiyorum. Tabii bunlar sadece ilk akla gelenler, bunların dışında değişik sebepler ve çeşitli hastalıklar da yorgunluk nedeni olabilirler. Bir aydan fazla devam eden bir yorgunluk hali, muhakkak doktorunuz tarafından değerlendirilmelidir.

 

Kansızlık : Üretkenlik çağınızda iseniz ve özellikle adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir.

 

Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur.

 

Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir. Baş dönmesi, solukluk, üşüme hissi, kalp atımında hızlanma kansızlığın diğer belirtileridir.

 

Kansızlığın tanısı için doktorunuz bir kan testi isteyecektir. Eğer sebep demir eksikliği ise demir takviyesi gibi kansızlığın nedenine yönelik tedavi uygulanır. Etkili tedaviyle yorgunluk, en geç 30 günde geçecektir.

 

Hipotiroid: Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder.

Kadınlarda sanıldığından çok daha yaygın olan tiroid bozukluğu T3 ve T4 gibi tiroid hormonlarının düzeyinin saptanmasıyla teşhis edilebilir. Bu hormonlar düşükse dışarıdan hormon takviyesi yapıldığında yorgunluk şikâyetiniz kısa zamanda geçecektir.

 

 

İdrar yolu enfeksiyonu: Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir. Cinsel birleşme bakterileri idrar yolunun ağzından vajinaya doğru ittiğinden bu riski artırabilir.

 

Bir idrar tahliliyle teşhis konulabilir. Genellikle ağızdan alınan bir antibiyotikle tedavi hızlı ve kolay sonuç verir. Yorgunluk da birkaç gün içinde kaybolur.

 

Bir süre sonra yorgunluk veya başka belirtiler tekrarlarsa tekrar idrar testi yaptırın çünkü bazı kadınlarda idrar yolu enfeksiyonları kroniktir.

Fazla kafein alımı: Hızlı bir enerji desteği için çoğumuz kahve ya da kola içeriz ama bazı kadınlarda kafeinin fazlası ters bir etki yapabilir. Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesinden başka işe yaramıyor.

 

Çözüm; yaşantınızdan kafeini mümkün olduğu kadar çıkarın. Bu, sadece kahvenin değil çikolata, çay, kola ve kafein içeren bazı ilaçların da kesilmesi anlamına geliyor.

 

Besin intoleransı : Besinlerin bize enerji verdiği kabul edilir ama bazı doktorlar gizli besin intoleranslarının bunun tersine yol açtığına inanıyor. Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi,sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir.

 

Eğer belirli besinleri yedikten sonra 10-30 dakika içinde uykunuz geliyor, kendinizi kötü hissediyorsanız şüphelendiğiniz besinleri beslenmenizden çıkarın. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuzla konuşun.

 

Uyku apnesi : Yeterli uyku uyumuyorsanız bu bir yorgunluk sebebi olabilir. Ama ya yeterli uyku uyuyup ta aslında uykunuzu almadığınızı bilmiyorsanız? Uyku apnesi olarak bilinen durumda siz uykuda iken genellikle her gece birçok kez nefes almanız durmaktadır. Sonuç, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olmanızdır.

 

Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmın bir doktorun yardımıyla uyku laboratuvarında bu hastalığa tanı konulması mümkündür. Uyku apneniz varsa doktorunuz kilo verme ve sigarayı bırakma gibi yaşam tarzı değişimleri önerecektir. Siz uyurken hava yollarını açık tutan cihazlar veya nefesle tetiklenen basınçlı hava cihazları kullanılabilir. Aşırı olgularda, yeterli hava akımının sağlanması için ameliyat gerekebilir.

 

 

Tanı konmamış kalp hastalığı:

Elektrikli süpürgeyle evi temizlemek, bahçe işleri veya olağan günlük işlerinizi yapmak gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalbiniz SOS sinyali gönderiyor olabilir. Eğer bu basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi hele birdenbire ve sebepsiz yere ortaya çıktıysa, ciddi durumların habercisi olabilir, beklemeden doktorunuza danışmalısınız.

 Bütün Hastalarımıza acil şifalar dileriz.

Bu da konuyla ilgili ama birazcık tebessüm iyi gelir düşüncesi ile resimi yayınladım.

 

14/2/2008

Prostat Kanseri...

 

Green Light PVP" teknolojisi Üroloji bölümümüze kullanılmaya başlandı.

 

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri’nin her alanda sürdürdüğü yeniliklere ve teknolojik yatırımlara bir yenisi daha eklendi. Özellikle orta yaşı geçmiş erkek nüfusunun büyük sıkıntısı olan prostat büyümesinin en güncel tedavisi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı bünyesinde hastalara sunuluyor. “Green Light PVP” (büyümüş prostat dokusunun lazer kullanılarak buharlaştırılması) tekniği Ocak 2004 tarihi itibariyle hastanelerimizde de uygulanmaya başladı.
Günümüz üroloji uygulamalarında selim prostat büyümesinin standart tedavisini TUR ameliyatı oluşturuyor. Bu tedaviye ciddi bir alternatif olan PVP yöntemiyle hastalara kanama olmadan, daha kısa süreli yatış, daha konforlu bir ameliyat sonrası dönemi sağlanabiliyor. İşlemin lokal anestezi altında da yapılabiliyor olması, doktorlara, genel anestezi alamadığı için prostat ameliyatını yaptıramamış hastaların hayat kalitelerini artırma fırsatını veriyor.

    

A- Estrojenler: Diethylstilbestrol (DES): 3 mgr/günde dozlar ile oldukça etkilidir. DES'in etkisi LH sentezini inhibe ederek testestoren üretimini önlemektir. DES tedavisi alan hastaların %20-30 unda ilk üç ay içinde kardiak, pulmonel komplikasyonlar ve periferal ödem, trombo embolizin vede retansiyonu gözlenmektedir. Hiperestrogenemi'ye bağlı olarak gynekomasti gözlenir.

 

B- Orşiektomi: Orşiektomi testiküler orjinli androjenlerin ablasyonu için en etkili tedavidir. Lokal anestezi ile uygulanabilir. Orşiektominin en önemli komplikasyonu psikolojik travmadır. Bazı hastalar sıcak basmalarından şikayet eder.

 

C- LH-RH Agonistleri: Bu ajanların görevleri başlangıçta hipofizer gonotropinlerin üretiminin artırılması ve sonrada inhibe edilmesini sağlamaktadır. Tedavinin ilk 3 haftasında serum testestoren düzeyi artar ve sonra kontrasyon seviyelerine iner. LH-RH agonistleri etkisi, DES veya orşiektominin etkisi ile aynı etkiye sahiptir. Hastaların %50 si sıcak basmasından, %5 i bulantı kusma ve %3 ü gynechomastiden şikayet etmektedirler. Bu ilacın aylık eya depo formu mevcuttur. Aylık veya 3 aylık IM ve yada subkutan yapılır.

 

D- Antiandrojenler: Antiandrojenler, androjen sentezini ve androjenlerin etkisini inhibe ederler. Androjen sentezini inhibe ederler; aminoglethimide, ketohomozole, spironolaktone'dir. Ketohomozole sentetik imidozohe analoğudur ve antifungal olarakda kullanılabilir. Androjenlerin etkilerini inhibe eden ajanlar ise glutamide, casodex, megestrol, acetante ve cyrotenore acetatıtır.

 

E- Kombine antiandorjen tedavi: Son yıllarda kombine antiandrojen tedavinin kemoterapiye üstünlüğü kabul edilmektedir. Kombine tedavide amaç LH-RH agonistleri veya orşiektomiye ilaveten antiandrojen verilmesidir.

 

F- Sitotoksik kemoterapi: Hormona rezistans gelişen hastalarda yapılması gereken tedavi sitotoksik kemoterapidir. Sitotoksik ajanlar arasında 5-glurouracil, adniamycin ve mthyglyoxal sayılabilir. Hastaların %10 unda birkaç aylık cevap alınabilir. Son zamanlarda bazı tedavi protokollerinde kullanılan suramin, bir antiparazitik ajandır. Suraminin etkisi büyüme faktörünün blokajı esasına dayanmaktadır. Süraminin etkisi hormona refrakter hastalarda 4-11 ayda %33-50 cevap olarak gösterilmektedir.

 

G- Palyatif Tedavi: Metastatik kemik ağrıları için lokalize radyoterapi verilebilir. Doz genellikle 2000-3000 rad 2-3 hafta süre ile verilir. Hastalığın ileri devresinde destek tedavisi obstrüktif üropatiler gelişimine diversiyonlar (nefrostomi) uygulamak gerekebilir.

14/2/2008

Kulak Çınlaması...

             

KULAK ÇINLAMASI…

 

Kulak çınlamaları, sadece biri bizi andığında değil, bazı patolojik değişikliklerden de olabilir. Kafa içinde ki bu seslere genel olarak tinnitus denilir ve çok yaygındır. Tinnitus zaman zaman ortaya çıkabilir veya siz sürekli olarak bir ses duyabilirsiniz. Çok kalın veya çok ince olabilir, tek kulağınızda veya her iki kulağınızda da duyabilirsiniz. Zil sesi sürekli olduğunda bu kişiyi çok rahatsız edebilir. Hatta bu rahatsızlık kişilerin normal hayatlarını etkileyecek boyuta kadar çıkabilir.

Nedenleri ve yaklaşık görülme yüzdeleri şöyledir:

1-Kulaktan kaynaklanan sorunlar: (%10)

Küçük bir kulak kiri bile geçici bir süre tinnitus yapabilir. Bunun yanında enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi ve orta kulaktaki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi gibi daha önemli nedenler de olabilir.

2-Beyin veya beyincikten kaynaklanan sorunlar: (%1)


Tinnitus baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri (anevrizma) veya denge ve işitmeyi sağlayan sinirden kaynaklanan bir tümörden (akustik nörinom) dolayı da olabilir. Bu problemlerde işitme kaybı da vardır. Akustik nörinom, denge sinirinde en sık oluşan selim tümöre verilen isimdir. Tümör, çok yavaş büyür, bu yüzden şikayetler belirgin olmadan yıllar boyu sürüyor olabilir."Baş dönmesi", genellikle görülmez, çünkü tümör yavaş yavaş büyür, beyin ve diğer kulak, onun görevini üstüne alır. Bunun yerine hasta, dengesizlik hissine kapılabilir. Ortaya çıkan ilk şikayet "kulak çınlaması" olabilir. Çınlama, büyüyen tümörün siniri uyarmasıyla ortaya çıkar. Tümör büyüdükçe sinirin işitme bölümü de etkilenir ve işitme azlığı ortaya çıkar. Teşhis, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonanslı tetkikler ile konur. Tedavi, tümörün operasyonla çıkartılmasıdır.

3-Metabolik hastalıklardan kaynaklanan sorunlar: (%3)


Allerji, yüksek veya düşük tansiyon, tümör, şeker hastalığı, tiroit problemleri kulak çınlamasına sebep olabilir.

4-Travmalar: (%1)


Baş ve boyun bölgesine gelen darbeler

5-İlaçlardan kaynaklanan sorunlar: (%5)


Bazı romatizma ilaçlan, bazı antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar ve aspirin tinnitusa neden olabilir.

6-Boyun düzleşmesinden kaynaklanan sorunlar: (%80)


Boyunda en sık rastlanılan problem boyundaki kasların aşırı gerilmesi ile oluşan aks düzleşmesidir. Normalde “C” harfi şeklinde olan boyun düz bir çizgi şeklini alır. Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur. Boyun gerginliği teşhisi için uygulanacak en iyi yöntemler fiziksel muayene ve MR filmi çekimidir. MR ile hastalığın ne derece ilerlediği de saptanır.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.

Ne yapmalı?


Kulak çınlamasında önce bir KBB uzmanına, eğer o her hangi bir sorun bulamazsa bir beyin cerrahisi uzmanına gidilmelidir.

aybars.akkor@mynet.com
www.aybarsakkor.com

14/2/2008

Kulak Hastalıkları;Otitis Media.

Kulak Hastalıkları;

Otitis Media

Dr. Haluk Yavuz*, Dr. Özcan Çakmak*,

Dr. Cüneyt Yılmazer*, Dr. Levent Özlüoğlu**

Uzm.; Başkent Ü. Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araş. Has.

Doç.; Başkent Ü. Ankara Hast.

 

 

         Otitis media (OM), orta kulak ve temporal kemiğin havalı boşlukları ile östakiyi kaplayan mukozanın enfeksiyon ve inflamasyonudur.

         Tüm çocukların %85'i bir kez, %50'si üç ya da üzeri, %25'i altı ya da daha fazla otit geçirirler. 1996'da ABD'de 5 yaş altı çocuklar için akut ve kronik OM’da medikal tedavinin gideri 1.9 milyar dolar, yapılan cerrahiler ile birlikte toplam gider ise 5 milyar dolardır. Son yıllarda ABD'de en fazla yapılan ameliyat ventilasyon tüpü takılmasıdır.

         Hafif derecedeki işitme kayıpları uzun sürerse, verbal IQ, okuma yeteneği, sosyal yetenekler ve kişiliğin etkilendiği ortaya konmuştur.

         Uygun tedavi edilmeyen otitler intratemporal (labirentit, petrozit, fasiyal paralizi), ekstratemporal (Bezold absesi, zigomatik abse) ve önemli intrakraniyal komplikasyonlara (ekstradural perisinüs abse, lateral sinüs tromboflebiti, beyin absesi, menenjit, serebrospinal otere) yol açabilir.

         Otitis media çeşitli alt gruplara ayrılır: Akut pürülan otitis media (AOM), seröz otitis media (SOM), kronik süpüratif otitis media ve sekelleri. Bu hastalıklar sıklıkla birbirlerini izleyebilirler ya da bir arada bulunabilirler.

         Akut Otitis Media orta kulağın pyojenik enfeksiyonu olup, çocukluk çağının üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sıklıkla görülen hastalığıdır. Görülme sıklığı 6-11 ay arası ve 4-5 yaş arası iki kez pik yapar ve 7 yaşından sonra azalır. Çocukların %13'ü yaşamlarının ilk üç ayında en az bir kez AOM geçirirken, birinci yaş sonunda bu oran %66'ya, iki yaş sonunda ise %80'e ulaşır. İnfantlarda östaki tüpünün kısa, daha geniş ve düz olması, yatarken biberonla besleme erken yaşlardaki sıklığın nedenidir. İlk yaşta AOM geçiren çocuğa dikkat edilmelidir, çünkü bir kez otit geçiren çocukta yineleme olasılığı yüksektir (otitis-prone). SOM’da AOM geçiren çocuklarda daha sık görülür.

         AOM, hiperemi, eksüdasyon, süpürasyon, koalesans ve komplikasyon evrelerini içerir. Ancak genellikle hastalık ilk üç evrede sınırlanır.

         Enfeksiyon orta kulağa genellikle östaki tüpü yolu ile nazofarinksden gelir (%97). Üst solunum yolu enfeksiyonları, adenoid hipertrofisi, sinüzit, nazofarinks tamponu ve yarık damak gibi durumlar östaki tüpünde işlev bozukluğu yaparak AOM için predispozisyon oluştururlar. Östaki tüpünün faringeal kısmındaki mukozal ödem ve submukozal lenfoid hiperplazi, östaki borusunda işlev bozukluğu yaparak orta kulak ventilasyonunu bozar, eksudasyona ve transudasyona neden olur. Böylelikle bakteriyel proliferasyon için oluşan uygun ortamda enfeksiyon başlar. Enfeksiyon travmatik kulak zarı perforasyonları ve kulak cerrahisi sonrası da oluşabilir.

         Etken patojen olarak %70 bakteriler, %20 virüsler izole edilmiştir, %10 oranında ise etken üretilememektedir. Mikroorganizmalardan Hemofilus influenza beş yaşından önce en sık gösterilen etkendir (bu yaştan sonra ender görülür). S. pnömonia ve M. catarhalis diğer sık görülen patojenlerdir. Virüslerden ise Rhinovirus, RSV, Adenovirus, İnfluenza A ve B görülür. RSV ile epidemiler bildirilmiştir.

         Pürülan otitis medialı hastanın ilk yakınması genellikle kulak ağrısıdır. Kulakta uğultu, tıkanıklık hissi, işitme azlığı diğer belirtilerdir. Birlikte olabileceği diğer hastalıklara bağlı olarak öksürük, burun tıkanıklığı, bulantı, ateş, boğaz ağrısı ve huzursuzluk eşlik edebilir.

         Kulak incelemesinde zar hiperemik, bombe olarak izlenebilir (Resim 1).

         Tedavide gecikilirse basınç nekrozuna bağlı zarda perforasyon ve spontan pürülan ya da seromukoid drenaj olur. Perforasyonun yeri çoğunlukla zarın alt yarısındadır. Bu dönemde ağrı azalır.

         Tedavi, uygun antibiyotik, ağız ya da burun yoluyla dekonjestan, antihistaminik ve analjeziktir. Seçilecek ilk antibiotik ampisilin ya da amoksisilindir. Hemofilus influenzanın beş yaş altı çocuklarda en sık etken olduğu ve bu patojenin %15'inin ampisiline dirençli olduğu göz önüne alınırsa, bu yaş grubunda trimetoprim-sülfometoksazol kombinasyonu ya da cefaklor kullanılabilir. AOM küçük çocuklarda büyük çocuklara oranla daha yavaş iyileşir. Altı aylık süre içinde üç ya da daha fazla AOM atağı geçirilmesine rekürren AOM denir. Rekürren AOM düşünüldüğünde antibiyotik proflaksisi, parasentez ve ventilasyon tüpü takılması, adenoidektomi ile tedavi denenebilir.

         Uygun tedavi edilmeyen AOM mikroorganizmanın virülansına, konakçı direncine ve enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak koalesan mastoidit dönemine geçerek önemli intrakranial komplikasyonlara yol açabilir. Uzun süren enfeksiyonlarda, enflamasyona yanıt olarak kalınlaşan mukoperiostium, mukopürülan drenajını engeller. Mastoid kemiğin pnömotik hücrelerinde basınç altında biriken püy venöz staza, lokal asidoza ve sonuçda kemikteki kalsiyumun erimesine neden olur. Pnömotik hücreler arasındaki ince kemik lameller ortadan kalkar, içi pürülan eksuda, kalınlaşmış mukoperiostium ve iltihabi granülasyon dokusu ile dolu geniş kaviteler oluşur. Kemik erozyonu temporal kemiğin dış korteksine ve mastoid hücreleri sigmoid sinüs ve duradan ayıran iç korteksine ilerleyebilir. Bu dönemde hastanın belirtilerinin eksüdasyon dönemine göre daha hafif olması hekimi yanıltmamalıdır.

         Koalesan mastoiditin karakteristik ve tanı koyduran bulguları şunlardır: İki haftadan uzun süren bir akut süpüratif otitis mediada sürekli ve bol miktarda pürülan drenaj; abse yüzeye yaklaştıkça artan periosteal kalınlaşma ve mastoid bölgede duyarlılık; dış kulak yolu arka duvarında bombeleşme (sagging).

         Mastoid korteks perfore olursa, mastoid bölgede fluktuasyon ve subperiostal abse oluşur, aurikula dışa ve aşağı itilir. İnfantil dönemde mastoid antrum üzerindeki kemik çok incedir ve otitis media erken dönemde ödem ve kızarıklıkla subperiostal olarak seyreder. Enfeksiyonun orta kulağa ve mastoid kemiğe komşu yapılara ulaşması ile önemli komplikasyonlar oluşabilir. Komplikasyonların tedavisinde cerrahi drenaj ve antibakteriyel tedavi uygulanır.

         Seröz Otitis Media

 

         Seröz otitis media (SOM) lokal ya da genel enfeksiyon bulguları olmaksızın sağlam kulak zarı arkasında sıvı toplanmasıyla karakterizedir. Çocukluk çağının en sık görülen hastalıklarındandır. En sık 4-6 yaşlarında görülür. Havanın soğuk olduğu kış ve bahar aylarında, sosyo-ekonomik düzeyi düşük çevrelerde ve kalabalık ortamlarda (kreş, anaokulu) yaşayan çocuklarda biraz daha sık görülür. Genetik yatkınlık ve ırk da önemlidir. Erkeklerde biraz daha sık rastlanır. Gebelikte yetersiz C vitamini alımı ve fazla alkol kullanımı, çocuğun sigara dumanına fazla maruz kalması çocukta otitis media riskini yükseltir. Anne sütünün ise koruyucu etkisi gösterilmiştir.

         Hastalığın patogenezinde, östaki tüpü işlev bozukluğu en önemli etken olarak görünmektedir. İnflamatuvar bir reaksiyon sonucu orta kulak mukozasında sekretuvar metaplazi (goblet hücrelerinde artış) ve ödem, mukosiliyer transport sisteminde bozulma, havanın absorbsiyonu ile oluşan negatif basınç, orta kulakta sıvı birikmesi ile sonuçlanır. Biriken sıvının kıvamı zamanla artarak serözden koyu mukoide döner (glue ear). Östaki tıkanıklığı yapan patolojiler ve adenoidit, sinüzit, tonsillit gibi bölgesel enfeksiyonlar, oluşturdukları mukozal ödem ile östaki işlev bozukluğu yapar. Adenoid hipertrofisi östakide obstrüksiyon yapan en önemli nedendir. Alerjik nedenlerle oluşan ödem de östakiyi tıkayabilir.

         AOM ile SOM birbirlerini izleyebilirler. AOM'ların iyileşme döneminde orta kulaktaki effüzyon %50'sinde 4 hafta, %80'inde 8 hafta içerisinde resorbe olur. AOM sonrası orta kulakda kalan effüzyon üç aylık dönemde düzelmezse SOM olarak kabul edilerek tedavi edilmelidir.

         Hastaların %20-50'sinde orta kulaktaki sekresyondan bakteri izole edilebilir. S. pnömonia, H. influenza, M. catarhalis en sık karşılaşılanlardır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda %28'e varan oranlarda virusların izole edildiği bildirilmiştir.

         Hastalar çoğunlukla işitme azlığı nedeniyle hekime başvururlar. Genellikle anne-babalar ya da okulda öğretmenler durumu ayırt ederler. Hastaların bir kısmında ise hiçbir yakınma yoktur ve incelemede tanı konulur.

         Kulak muayenesinde zar donuk, gri-beyaz renkli olarak izlenir. Orta kulakta sıvı görülebilir (Resim 2). Kulak zarında kızarıklık, ateş gibi akut enfeksiyon bulguları yoktur, ender olarak ağrı olabilir.

         Tanıda timpanogram, orta kulak basıncı ölçümü ve odyogram (hasta uyumlu ise) da önemlidir. Timpanogram basık tepe noktalıdır. Orta kulak basıncı ise -100 ile -400 mm su arasındadır. Seröz otitis mediada orta kulakta biriken sıvı ses dalgalarının iletimini engelleyerek işitme kaybı oluşturur. Bu kayıp 15-45 dB arasında değişir. Seröz otitis mediada orta kulaktan iç kulağa olan kan akımında azalma ve salgılanan histamin benzeri maddelerin etkisi ile sensöri-nöral işitme kaybı oluşabilir. Hastalıktan etkilenen pek çok çocuk işitmesinin azaldığını anlamayacak kadar küçük yaştadır. Bu nedenle çocukluk döneminde en fazla işitme kaybı yapan bu hastalık gözden kaçabilir.

         Tedavide antibiyotik, sistemik dekonjestan, antihistaminik verilir. Topikal nazal dekonjestanlar ve mukolitik ilaçlar da etkili olabilir. Düzelme belirtileri görüldüğü sürece tedavi sürdürülür. Uygun tedaviye karşın üç aydan uzun süre düzelmeyen, zarda adezyon ya da retraksiyon cebi oluşturan, önemli iletim tipi işitme azlığı yapan seröz otitlerde ve çok sık otit olan çocuklarda parasentez yapılarak ventilasyon tüpü takılır. Gerekiyorsa aynı zamanda adenoidektomi de yapılmalıdır. Ventilasyon tüpü en az 18 ay kalmalıdır.

Zamanında uygun tedavi edilmeyen SOM komplikasyonlara yol açabilir. Kulak zarında atrofi, kalsifikasyon, çökme, retraksiyon cebi oluşması, adezyon ve perforasyona neden olabilir. Orta kulakda kemikçiklerde defekte, fiksasyon ya da hareket kısıtlılığına, skleroza, mastoid hücrelerde hipoplaziye, granülasyon dokusu oluşumuna, latent mastoidite, labirentit ve sensori-nöral işitme kaybına yol açabilir.

         Kronik Otitis Media, perfore bir kulak zarından altı haftadan uzun süreli kulak akıntısı olmasıdır. En sık izole edilen etken patojenler Psödomonas auroginoza, Staf. aureus, Corynebacterium ve Klebsiella pnömonia'dır.

         Benign kronik otitis mediada, timpanik membranda santral bir perforasyon vardır (Resim 3). Orta kulak mukozası normaldir ve akıntı varsa kokusuzdur. Akıntının çok ve

pürülan olduğu dönemlerde antibiyotikli damlalar ile lokal tedavi uygulanır.

         Kemik invazyonu yapan ve kolesteatomalı kronik otitis mediada yine timpanik zarda perforasyon vardır. Orta kulakta yassı epitel ve akıntının, osteomyelit nedeniyle kendine özgü kötü bir kokusu vardır. Komplikasyon sıklıkla kolesteatomun yaptığı kemik erozyonuna ve osteomyelite bağlı olarak gelişir. Kolesteatoma enzimatik aktiviteler ve pyojenik osteit ile kemiği erode ederek enfeksiyonun orta kulak dışına çıkmasına ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir. 

         Kronik otitis medianın cerrahi tedavisinde timpanoplasti ameliyatı yapılır. Timpanoplastide amaç orta kulak ve mastoid bölgedeki patolojilerin cerrahi olarak temizlenmesi ve işitme rekonstrüksiyonu yapılmasıdır. Kronik otit komplikasyonları geliştiğinde acil cerrahi girişim gerekebilir.

 

             Acil Şifalar Dileriz. Sevban24

14/2/2008

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ...

 

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ... 

 

2 lt. Limon suyu 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kâğıtla kapatılmış bir kavanoz lazım.

         Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz.25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak. (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa bir çay bardağı içiyoruz. Kavanoz bitine kadar kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker, vb. karıştırılmayacak ancak çay bardağına aldığınız kısmını dil erseniz sulandırarak içebilirsiniz. Bunu içtikten en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

    

 

 

KANITLANMIŞ YARARLARI

 

1.  Tüm damar iltihabı tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

2.  Kolesterol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor(bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyetle dikkat etmek gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilenmesini sağlıyor.

3.   Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar söktürüyor vücuttaki şişlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.

4.  Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki parmak bağırsak ülserin kesin tedavisini yapıyor.

Tüm romatizmal iltihabı önleyip, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.

Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor. Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri refleks hızını artırıyor, felçlere ve VERTİGO ’da fayda veriyor.

Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karışı tüm vücudu koruyor.

Alıntıdır;

14/2/2008

Sinüzit nedir? ESC.Amaliyatı Nasıl Yapılır.

Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “sinüs”; bu boşlukların içini döşeyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir.

 

 

1. Sinüzit nedir? ESC.

Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “sinüs”; bu boşlukların içini döşeyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir.

İnsanlarda 10-20 civarında büyüklü-küçüklü sinüs bulunur. Her sinüsün tek tek veya gruplar halinde buruna açılan drenaj kanalları vardır. Bu kanallardan geçen burun mukozası, aynı bir odanın badanası gibi sinüs içini çepeçevre örter. Normal şartlarda, bu mukoza, aynen tükürük veya gözyaşı gibi berrak bir salgı üreterek bu kanallardan burun içine akıtır ve solunum yolunun nemli olmasını sağlar.

2. Hangi durumlarda sinüzit meydana geliyor? (Sinüzit nasıl oluşur?)

Akut sinüzit, tipik olarak “viral üst solunum yolları enfeksiyonu” da denen bir “nezle”yi takiben ortaya çıkar. Burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) şişlik, sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açar.

Ayrıca, burun polipleri, büyük geniz etleri, konka hipertrofileri ve septal deviasyon gibi burun anatomik bozuklukları, alerji ve bazı kalıtsal mukoza hastalıkları da mekanik ve fonksiyonel drenaj bozukluğu yaparak sinüzite yol açabilirler. Kronik sinüzitlerin altında yatan neden genellikle bu son paragrafta sıralananlardır.

3. Sinüzit belirtileri nelerdir?

Halk arasında bilinenlerin aksine sinüzitlerin çoğunda “başağrısı” olmaz.

Akut sinüzit, tipik olarak uzayan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Bir haftadan fazla devam eden nezlelerin büyük çoğunluğu sinüzittir.

Sinüzit belirtileri, erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz-diş-göz ağrısı ve öksürüktür. Çocuklarda ise huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına bağlı öğürme ve kusma olabilir. Tüm yaş gruplarında, kısmen daha az rastlanan belirtiler, ateş, kırıklık, yorgunluk, ağız kokusu, koku alma duyusunda azalma, boğaz ağrısı, bazen ses kısıklığıdır. Sinüzit seyri sırasında ortaya çıkan alın ve gözde ağrılı şişlikler, çift görme ve genel durum bozukluğu, sinüzit komplikasyonu olabilir. Aktif tedavi gerektirir. Mutlaka hekime başvurulmalıdır.

4. Sinüzit olan hastalara uygulanan tedavi yöntemleri nelerdir? (Sinüzit nasıl tedavi edilir?)

Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sağlanarak sinüsün temizlenmesidir.

Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik, drenajın sağlanması için ise burun damlaları, ağızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar ve burun temizliği yeterli olabilmektedir.

Kronik ve tekrarlayan sinüzitlerde ise burun içindeki anatomik ve fonksiyonel bozukluklara yönelmek gerekmektedir. Bu da genellikle bir ameliyat olmaktadır. Ameliyat kararından önce mutlaka bir sinüs tomografisi çektirilerek sinüzite yol açan patoloji ve patolojiler doğru tespit edilmelidir.

5. Ameliyat çözüm müdür? Ameliyat sonrasında sinüzitin tekrarlama ihtimali var mıdır? Ameliyatın riskleri nelerdir?

Her sinüzit ameliyat edilmez. Akut sinüzitlerin büyük çoğunluğu ilaç tedavisine iyi cevap verir. Kronik ve tekrarlayan sinüzitlerin altında yatan neden tam ve doğru olarak saptanmalıdır. Burun, sinüs drenaj kanalları ve genizi tıkayan-daraltan patolojilerde, bu patolojiyi ortadan kaldırmaya yönelik ameliyat en iyi çözümdür.

Dikkat!.. Modern sinüs cerrahisinde sinüsü ameliyat etmiyoruz. Sinüsün drenajını bozun patolojiyi ameliyat ediyoruz. Tekrarlayan burun poliplerinde, ameliyat sonrası yeniden polip oluşursa, sinüzit de oluşabilmektedir. Ameliyatın hayati tehlike yaratan bir riski olmamakla birlikte nadir komplikasyonlar oluşabilmektedir.

6. Tedavi ne kadar sürer?

Sinüzitin ilaçla tedavisi, en az 10 gün antibiyotik kullanımıdır. Vakanın klinik durumuna göre bu tedavi, üç, bazen dört haftaya uzatılabilmektedir.

7. Sinüziti olan hastaların dikkat etmesi gereken konular nelerdir?

Sinüziti olan hastaların nezle, grip gibi viral hastalıklardan korunması gerekir. Bu tip etkenlerden korunmak zor olduğundan grip aşısı denenebilir. Alerjik riniti (saman nezlesi) olanlarda allerji kontrol altında olmalıdır. Bilinenin aksine ıslak saçla sokağa çıkma sonrası oluşan başağrısı, sinüzitten çok, baş derisinin üşümesi sonucu oluşan nevralji veya kas gerilim ağrısıdır. Ancak, üst solunum yollarının enfeksiyonu sırasında üşütmek sinüzit oluşumunu kolaylaştırır. Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmeleri sakıncalıdır.

8. Evde uygulanabilecek bir tedavi yöntemi var mıdır?

Tıbbi tedavinin yanı sıra, evde, buğu, buhar tedavisi, burun damlaları ve tuzlu su ile burun temizliği yapılarak, burnun açık tutulmasına özen gösterilmesi tedavinin başarısını artıracaktır.

 

 

Endoskopik Sinüs Cerrahisi (ESC)  

Bu cerrahinin amacı tüm paranazal sinüsleri birleştiren geniş bir kavite oluşturmak değil, obstrüksiyona neden olan anatomik varyasyonları düzeltip, sinüslerin ventilasyonunu ve drenajını sağlamaktır. Mukoza mümkün olduğunca korunmalı, mukozayı soyarak, kemik kalıntılarını turla temizlemeye çalışmamalıdır. Maksiller sinüs mukozasında olduğu gibi etmoid sinüs  mukozası da korunmalıdır.

Orta konkanın yapışma yeri, kafa kaidesi ve lamina kribroza için önemli noktadır. Özellikle burun içindeki derinlik oryantasyonu için gereklidir. Diffüz veya rekürren polipoziste bu anatomik yapılar gözlenemezse komplikasyonlara neden olmamak için daha dikkatli olunmalıdır. Aspiratör ucuna cm olarak işaretler koymak ve girişim sırasında zaman zaman gözümüzü teleskoptan ayırarak, kafa kaidesi ve orbita ile ilişkiyi dışardan gözlemek anatomik oryantasyon için yararlı olacaktır. Endoskopik sinüs cerrahisinde teknik olarak ‘Wigand’ yani nazal kavitenin arkadan öne doğru yaklaşım uygun bir tekniktir.

        Operasyon başlangıcında orta konka dışına taşmış polipler alınmalıdır. Daha önceki operasyonlarda orta konka ve unsinat çıkıntı alınmamış ise görülmeye çalışılmalıdır. Orta konka bulunduktan sonra alınması gerekiyorsa bunu yol gösterici olarak operasyonun sonuna bırakılmalıdır. İkinci adım olarak maksiller sinüs ostiumu  genişletilerek lamina paprisea bulunmalıdır. Anatominin karıştığı durumlarda orbita ve lamina paprisea en güvenilir yol gösterici oluşumlardır. Daha sonra önce ön, sonra arka etmoid hücrelere girilir ve sfenoid sinüs ön yüzü bulunur. Bu aşamada etmoid hücrelerin alt kısmındaki polipleri temizleyerek ilerlemeli, sfenoid sinüs ön duvar ostiumu bulunduktan sonra arka etmoid sinüs içinde yukarıya çıkılarak kafa kaidesinde arka lateralden öne doğru gelinmelidir. Sfenoid sinüs açılıp kafa kaidesi, lamina paprisea ve maksiller antrostomi ortaya konduktan sonra arka ve ön etmoidlerin üst kısmındaki polipler temizlenmelidir. Daha sonra agger nazi ve frontal hücreler açılarak frontal reses kontrol edilir. Polipler alındıktan sonra nazofrontal duktusta yeterli açıklık oluşur. Eğer orta konka polipoid değilse korunmalıdır. Operasyon süresince propitozis ve kemozis yönünden göz kontrol edilmelidir. Eğer intraorbital kanama varsa acil dekompresyon gerekebilir.

        Maksiller sinüs ostiumu açık ve içinde polipoid mukoza bulunuyorsa, bu durumda spontan düzelmeye bırakılması veya genişletilmiş ostium arasından temizlenmesi sıklıkla başarısızlıkla sonuçlanır. Transkanin veya alt mea yoluyla veya kombine olarak trokar ile girilerek temizlenir. Yeterli temizleme yapılamadığı taktirde Caldwell-Luc operasyonu uygulanır.

        Posterior sinüslere bir girişim gerekmediği durumlarda, orta konkanın infindibuluma görüşü engellemediği, poliplerin osteomeatal bölgede sınırlı olduğu durumlarda ve orta konka polipoid dejenerasyon göstermiyorsa orta konka korunmalıdır. Ancak orta konkanın medial yüzü cerrahi maniplasyonlara bağlı olarak dezepitelize hale gelmişse ve orta konka stabilitesini kaybetmişse lateralizasyon ve sineşi olmaması için orta konkadan konservatif eksizyon yapılmalıdır.

        5-10 defa polipektomi yapılmış hastaya yaklaşım şu şekilde olmalıdır; detaylı bir anamnez alınmalı, önceki ameliyat raporları incelenmeli, dekonjestan öncesi ve sonrası nazal endoskopik muayene yapılmalıdır. Aksiyel ve koronal tomografi çekilmelidir. Altta yatan ve yeterli tedavi edilmemiş bir neden araştırılmalıdır. Samter triadı, allerji, kistik fibrozis, primer silyer diskinezi, immun yetmezlik, yetersiz polip eksizyonu gibi önceki ameliyatlardaki teknik sorunlar, uygun olmayan postoperatif bakım (orta konka adezyonu, lateralizasyonu, maksiler ve sfenoid ostium stenozu, frontal resesde skarlaşma) aranmalıdır. Bir özellik saptanamazsa ve hasta semptomatikse açık cerrahi uygulanır.

     Son yıllarda fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisine paralel olarak bu alana giren çeşitli cihazlarla nazal polipektomi daha kolay ve efektif hale gelmiştir. Özellikle mikrodebrider, bilgisayar kılavuzuyla sinüs cerrahisi ve lazer sistemleri sayesinde nazal polip hasta tarafından ağrı olmadan ve görüntü sorunu olmaksızın aspire edilerek hastanın tedavisi daha efektif ve süratli olmaktadır.

 

Lazer ile nazal polip cerrahisi

        Endoskopik sinüs cerrahisinin ciddi komplikasyonları ve çalışma sırasında karşılaşılan güçlükler yeni arayışlara yol açmaktadır. Daha iyi bir kanama kontrolü ve buna bağlı olarak artacak görüntü rahatlığı, doku çalışması sırasında daha ince hareketlerle ve daha keskin çalışabilmek pek çok cerrahın beklentisini oluşturmaktadır. Bütün bunlara yanıt verebilir düşüncesiyle, ilk olarak 1975’de Dr.Albert Andreus tarafından Chicago İllinois Üniversitesi’nde lazer tanıtılmıştır. CO2, KTP/532, neodymıum:YAG, holmium:YAG ve argon gibi çeşitleri olup birbirlerine göre avantajları ve dezavantajları mevcuttur.

        Endoskopik sinüs cerrahisinde kullanılabilecek bir lazer: burun içerisine endoskopla beraber girebilmeli, iyi bir hemostaz sağlamalı, doku giriş derinliği kontrol edilebilmeli, termal etkisi az olmalı, komşu dokulara zara vermemeli ve yumuşak dokunun yanı sıra kemik doku çalışması da yapabilmelidir.

        Nd:YAG lazer turbinat ve orta konka rekonstriksiyonunda kullanılır. Holmium:YAG veKTP/532 lazer günümüzde en çok kullanılan cerrahi enstrumanlardır. Kullanılan lazer enerjisi 0.5 ila 1.5 j/vuru arasındadır. Çoğu zaman ‘0° endoskop’ kullanılır. Her zaman burunun zeminine paralel olarak girilir, orta turbinatın inferior yüzeyi her zaman göz önünde tutulmalıdır.

        Genel ve lokal anestezi altında yapılabilir, ancak en önemlisi hastanın gözlerinin korunmasıdır. Lazer kullanılırken dikkat edilecek noktalar elektrik şoku, yanma, göz ve derinin yaralanmasıdır. Prosedür süresince en önemli nokta lazer ‘stand-by’,  ‘laser ready’  konumu asistana bildirilmelidir.

 

Bilgisayar kılavuzluğunda sinüs cerrahisi:

Bilgisayar kılavuzluğunda sinüs cerrahisi vizualizasyon tekniği ile üretilmiş elektromanyetik sistemden oluşmuştur. Bu teknik endoskopik sinüs cerrahisinin intrakranial ve orbital potansiyel iatrojenik travmalarını azaltmaktadır.

ndikasyonları:

Bu teknik özellikle panpolipoid rinosinüzit, revizyon cerrahisi, sfenoid sinüs cerrahisi, tümör cerrahisi, travmalı hastaya yaklaşımda kullanılır.

Kontrendikasyonları yoktur.

Cerrahi Teknik:

        Medikal tedaviyi takiben cerrahi planlanan hastaya preoperatif aksiyal BT çektirilir. BT bilgileri eşliğinde  bilgisayara bilgiler aktarılır.

        Özel geliştirilmiş başlık hastada posizyonlandırılır ve elektromanyetik transmitter yerleştirilir. Operasyon sahası baş setini ve elektromanyetik çeviriciyi içerir. Çevirici düz emiciye, açılı emiciye, pointer’a ve hatta mikrodebridere bağlanabilir.

        Kayıta ve operasyon masasındaki hastanın doğru pozisyonlanmasına, bilgisayar karar vererek otomatik olarak çalışır. Ayrıca başın hareketi kayıtı ve cerrahi sırasındaki yolu etkilemez. Cerrahi genel veya lokal anestezi altında yapılabilir. Diseksiyon süresince landmarkerlar bilgisayar monitöründe açıkça görüntülenebilir.

 

 

 Hastaya şu bilgiler verilmelidir;

En az 1 hafta süre ile;

- Aşırı fizik hareketlilik yasaktır, dinlenme hali idealdir, olağan tempo ile çalışılabilir.

- Sümkürme, ıkınma, ağır kaldırma, yere eğilme gibi kan basıncını ve burun basıncını arttıran hareketler yasaktır. güneşlenme, dağa çıkma, uçak yolculuğu gibi hareketlilikler yasaktır.

- Sigara ve alkol yasaktır.

1ay süre ile;

- Deniz, sauna, güneşlenme, dağa çıkma, uçak yolculuğu gibi hareketlilikler yasaktır.

- Burun içinden ve genizden birkaç hafta süreyle akıntı, pıhtı ve kabuklar gelebilir, ameliyat sonrası ilk günlerde ciddi burun tıkanıklıkları ve hafif baş ağrıları olabilir, bunlar tamamen geçicidir.

- Su gibi burun akıntısı, şiddetli baş ağrıları, göz kapakları ve görme ile ilgili belirtiler ve durmayan burun kanaması olursa gecikmeden doktorunuzun aranması gerekir.

 

     Salin spreyler, dekonjestanlar ve mukolitikler verilir. Kavite temizliği uygun aralıklarla mukoza iyileşmesinin tatminkar kabul edilişine kadar sürdürülür. Olguların çoğunda 1 hafta ara ile iki kez yapılan sınırlı fakat titiz kavite bakımı yeterli olmaktadır. Mukoza iyileşmesi iyi gözükmekte ise 15 gün sonra kontrole çağrılır.

     Uzun süreli topikal steroidlerle nüks azaltılır ve önlenir. Allerji varsa antihistaminikler verilebilir.     

     Etyolojide funguslarda suçlandığından antifungal solüsyonlarla nazal lavaj yapılabilir.

 

+++++++++++++++++++

  Poliplerin en büyük özellikleri nüks etme eğilimi göstermeleridir. Bu tip nüksleri önlemek amacıyla doktorunuz tarafından size ameliyatdan sonra uzun süre kullanmak kaydıyla ( 6-9 ay, bazen daha da uzun ) steroidli burun spreyleri verilecektir, bunları hiç aksatmadan kullanmanız nükslerin önlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Diğer önemli bir konu ise ameliyat sonrasında çeşitli aralıklarla burun içi pansumanlarının düzenli olarak yapılmasıdır. Bu nedenle ameliyat sonrasında doktorunuz ile irtibatınızı kesmemeniz gerekmektedir.

14/2/2008

TANSİYON VE ÖLÇÜM TEKNİKLERİ

TANSİYON VE ÖLÇÜM TEKNİKLERİ

 

TANSİYON TANIMI

 

Tansiyon, kanın damarlar içindeki sahip olduğu basınçtır. Bu basıncın bir üst sınırı (büyük veya sistolik tansiyon), bir de alt sınırı (küçük veya diyastolik tansiyon) vardır.

 

* Normal tansiyon ; küçük tansiyon 80 mm cıvanın (veya 8), büyük tansiyon (sistolik basınç) ise 120 mm cıvanın (veya 12) altındadır.

 

* Yüksek tansiyon ya da hipertansiyon ; büyük tansiyonu 140 mm cıvanın, küçük tansiyonu ise 90 mm cıvanın üzerinde olan kişiler, bu gurubda nitelendirilir.

Büyük tansiyonu 120-139 arasında, küçük tansiyonu ise 80-89 mm cıva arasında olan kişiler ise yüksek tansiyon adaylarıdır.

 

…………………………………………………………………………………………………

 

 

 SAĞLIKLI BİR KAN BASINCI ÖLÇÜMÜ NASIL YAPILIR ?

 

   1. Hasta, kan basıncı ölçümünden yarım saat önce egzersizden kaçınmalı, birşey yememeli, kafein almamalı ve sigara içmemelidir. Hasta en az 5 dakika istirahat etmelidir.

   2. Manşonun boyutları uygun olmalıdır. Manşonun içindeki kesenin boyutu, kolun tamamını veya en az % 80'ini sarmalıdır. Manşonun içindeki kese kolu tam çevrelemelidir; kese kolu tam çevrelemediği takdirde, kesenin merkezi, doğrudan brakiyel arter (kol ön yüzü ve dirseğin 2-3 cm üzerindeki atardamar) üzerinde olmalıdır.

   3. Aritmilerde (Kalp atışının düzensiz olduğu durumlarda), sistolik ve diyastolik basınçların her birisi için ortalama 3 okuma yapılmalıdır. Sistolik kan basıncının olduğundan düşük ve diyastolik kan basıncını ise olduğundan yüksek okumamak için cıva çok yavaş indirilmelidir.

   4. Basıncın ölçüldüğü kol, dördüncü interkostal aralığın (kaburgalar arası aralık) sternum (göğsün önünün ortasındaki kemik) ile birleştiği yerde yatay olarak aynı düzlemde bulunmalıdır ve kasılmayı engellemek için dirsek desteklenmelidir.

 

…………………………………………………………………………………………………..

 

TANSİYON ALETİ TİPLERİ

 

Tansiyon ölçümü için tansiyon cihazları kullanılır, günümüzde havalı, cıvalı ve elektronik cihazlar bulunmaktadır.

 

      Cıvalı olanlar daha çok, hasta yoğunluğunun fazla olduğu klinik, hastane vb. ortamlar için daha uygundur.

 

      Ev kullanımları için elektronik olanlar tercih edilir.

TANSİYON NASIL ÖLÇÜLÜR ?

 

Elle ölçülen cıvalı veya havalı tansiyon aletleri ile ölçüm tekniği :

 

  1. Kişinin kolu sıvanır. Tansiyon aletinin kola sarılan kısmına "manşon" denir. Manşon kalple aynı hizada olacak şekilde sarılmalıdır. (Ya da daha kolayı, dirseğin katlanma çizgisinin bir-iki parmak üzerinden sarılır.)

 

  1. Manşon sarmanın püf noktası, manşonu pompa ve göstergeye bağlayan iki hortumun kolun üzerinde kalacak şekilde sarılmasıdır.

 

  1. Manşon sarıldıktan sonra steteskopunuzu kulağınıza takınız. Steteskopun sesleri alan kısmına "steteskopun diyaframı" denir. Diyaframı bir yere çarpmamaya dikkat ediniz, kulağınız etkilenebilir. Diyaframı dirsek çukurunda gövdeye yakın tarafa yerleştirmelisiniz. (Çukurun ortası değil, çukurun gövdeye yakın yarısına.) Çünkü dinleyeceğiniz "brakial arter" isimli damar tam bu hizadan geçer.

 

  1. Burada da bir püf noktası söz konusu. Pompayı tutacağınız el değil de diğer elinizle, tansiyonunu ölçtüğünüz kişinin dirseğini alttan desteklerken aynı elinizin baş parmağıyla da steteskopun diyaframını dirsek çukurunda muhafaza ediniz.

 

  1. Diyafram manşonun altına şıkıştırılmaz! Bu şekilde ölçümler hatalı sonuç verir. Ayrıca hastanın kolunu muhakkak alttan desteklemek gerekir. Çünkü hasta kolunu düşürmemek için kasarsa ölçüm hatalı olur.

 

  1. Şimdi manşonu şişirmeye başlayabilirsiniz. Burada amacımız manşon içindeki hava basıncının, damarlar içindeki basıncı yenmesidir. Dolayısıyla ne bir nabız ne de herhangi bir ses alabildiğimiz "sessiz" sahaya ulaşana kadar şişirmektir.

 

  1. Manşonu yaklaşık 180 mm.Hg'ya ("180 milimetre-civa" diye okunur) kadar şişiriniz. Bu basınç çoğu kimsede damarlardaki basıncı yenmeye yetecektir. Eğer bu seviyede nabız atışına benzeyen hiçbir ses duymuyorsanız 30 mmHg. kadar daha şişirip yine nabız atışı şeklinde hiçbir ses duymadığınızdan emin olunuz.

 

  1. Eğer hala nabız atışına benzer sesler alıyorsanız nabız, sesleri kaybolana dek şişirip yine 30mmHg yukarısının da sessiz olup olmadığını kontrol ediniz. Bazen yanılgıya düşüldüğü için bu 30mmHg'lık kontrolün yapılmasında fayda vardır.

 

  1. Şimdi yavaş bir şekilde havayı boşaltmaya başlayınız. Gözünüz de basınç göstergesinde olmalıdır. Saniyede 2mm hızla basıncı düşürünüz. Basınç düşerken nabız atışlarını ilk duyduğunuz basınç değerini aklınızda tutunuz. İşte bu basınç "sistolik basınç" ya da "büyük tansiyon" denilen basınçtır. Artık damar içinde kan akışı başlamış demektir. Basıncı düşürmeye devam ediniz.

 

  1. Nabız sesleri -tıpta bu seslere "Korotkoff sesleri" denir- basınç düştükçe değişecek ve bir noktadan sonra kaybolacaktır. Seslerin kaybolduğu nokta “küçük tansiyon”dur (diyastolik basınç). Yani sesleri ilk ve son duyduğunuz basınçlar size o kişinin tansiyonunu verir.

 

  1. En önemli püf noktası: Tansiyon saat ve nabızla birlikte kaydedilir.

 

 

     Nabız atışlarını el bileğinin iç yüzünün başparmak tarafında hissederek bulabilirsiniz. Nabız atışlarını hissetmek için işaret, orta ve yüzük parmaklarınızı kullanınız. Bulamıyorsanız fazla dert etmeyiniz çünkü nabız tutabilmek belli bir tecrübeyi gerektirir. Bir sağlık personelinden yardım isteyebilirsiniz.

 

 

Dijital ölçüm yapan tansiyon aleti ile ölçüm tekniği :

 

     Genelde her cihazın kullanım şekli cihazla birlikte yazılı olarak gelmektedir. Ortak olarak hemen hepsinde bir açma kapama düğmesi ve hafızadaki ölçümleri gösteren bir düğme bulunur. İster koldan, ister bilekten ölçüm yapılsın, prensip olarak cihaz veya manşon kalp hizasında tutulmalı, ölçüm yapılırken konuşulmamalı, hareket edilmemelidir. Cihaz otomatik olarak manşonu şişirip yine kendisi indirip sonucu ekranında gösterir. Aynı zamanda hemen hepsinde nabız hızı da ayrıca gösterilir.

 

………………………………………………………………………………………………

 

TANSİYON ÖLÇÜM SONUÇLARI

 

 

Kategori

Sistolik kan basıncı
(mm Hg)

 

Diyastolik kan basıncı
(mm Hg)

Optimal

< 120

ve

< 80

Normal

< 130

ve

< 85

Yüksek normal

130 - 139

veya

85 - 89

 

…………………………………………………………………………………………………

 

TEŞHİS VE TEDAVİ İÇİN DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ !

 

Hazırlayan : Hemşire Ayşe ÇAPRAZ

 

14/2/2008

Hemoroid hastalığı için 10 tavsiye

 

 

 

                                            Hemoroid hastalığı için 10 tavsiye…

        Doktoronuz hemoroidal hastalığınızın belirtilerini (ağrı, kanama, anal akıntı, kaşıntı, vs.) iyileştirmek için size bir tedavi reçete etti. Bazı faktörler, bu şikayetlerinizin ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Bu tadavi yanında bazı önlemler almanız tedaviyi kolaylaştıracaktır.

       İşte bu şikayetlerinizi önlemek ve dolayısıyla da hemoroidal hastalığın iyileşmesine katkıda bulunmak için izlenecek 10 basit tavsiye:

       Çok su içiniz: Gün de en az 1.5 ila 2 litre.

Dengeli besleniniz: Lif, tahıl, kepek ekmeği, meyva ve sebze açısından zengin gıdalar alınız.

Jimnastik, yürüme ve yüzme gibi düzenli egzersizler yapınız. Bisiklet ve ata binme gibi bazı sporlardan kaçınız.

Tuvalete, her gün belirli bir saatte gidiniz, ( örneğin uyandığınızda bir bardak su içtikten sonra )

Sıcak yerlerde çok uzun süre kalmayınız.

Lokal tahribata ( baharatlı yemekler, alkol ) ya da bağırsak hareketliliğine ( kahve, çay ) neden olabilecek gıdalardan kaçınınız.

Lokal kişisel temizliğinize özen gösteriniz, ancak uzun süreli kullanımda, tahriş ( dar iç çamaşırlar ve sıkı giyisiler v.b.) edebilecek ürünlere dikkat ediniz.

Ağır yükleri taşımaktan kaçınmaya çalışınız.

Dar giyisiler giymekten kaçınınız.

Semptomlar devam ederse ( örneğin tuvalet kağıdında kan, anal rahatsızlık, akıntı ) doktoronuza danışınız.