Menzile gittiğinizde neler hissettiniz, neler gördünüz? İlk izle

O toprağa ayak basınca başka bir dünyaya gelmiş gibi, sanki Asr-ı Saadet’teymişim gibi hissettim..

Nereye baksam mütevazı insan simâları, ilim kokan âlimler, Rasulullah (sav)’in kokusunu taşıyan seyyitleri gördüm. Her taraf buram buram nisbet kokuyordu.

Daha namaz vakti olmamıştı. Abdestlerimizi tazeledik ve küçük bir kahvede, küçük oturaklara oturup çaylarımızı yudumlarken mânevi bir hava teneffüs ediyorduk. Artık dünyayı unutmuştuk. Tek isteğimiz ezan-ı Muhammedi'nin okunması ve Seydâ Hazretleri!ni görebilmekti.

Derken, beklediğimiz an geldi. Camiye girdik. Ezan okunduktan sonra herkeste bir hareketlenme oldu. İşte “O” geliyordu… Üzerinde deve tüyünden cübbesi, başında nurlar saçan sarığı, yüzündeki tebessümü ve selam verişi… O anda dünya durmuştu. Aman ya Rabbi! İşte aradığım! “Baba” diyebileceğim, teslim olacağım gönüller sultanı! İşte, Veresetu’l-Enbiya... O anda kendime baktım. Biraz Kur’an öğrenmiş, biraz ilim tahsil etmiş kendimin; o havanın içerisinde ne kadar cahil ne kadar aciz ne kadar günahkâr olduğunu idrak ettim.

İçimde O’nun elini öpebilmek için şiddetli bir arzu oluştu. Ben de diğer insanlar gibi sıraya geçtim. Mübareğe yaklaştıkça kalbimin çarpıntısı fazlalaştı. Elinden tuttum… Aman Ya Rabbi! Hiç bu kadar yumuşak, ipeklerden daha yumuşak bir el tutmamıştım. Elin sıcaklığını yüreğimde hissettim. Öptüm öptüm…
O anda Enes (r.a)’ın şu sözü aklıma geldi: “10 sene Allah Rasûlü (sav)’e hizmet ettim. Rasulullah (sav)’in mübarek eli bazen başımı okşardı bazen de onu öperdim. O’nun elinden daha yumuşak, ne ipeğe temas ettim ne de başka bir şeye…”

“Elhamdulillah” dedim.. İşte Peygamber vekili! Allah-u Teala’nın bize, "Ey iman edenler! Allah'tan korkunuz ve sâdıklarla beraber olunuz" ayet-i celilesi aklıma geldi. “Buldum” dedim, “buldum… Sâdıkunu buldum.”

Akşam oldu. Baktım, herkes mübareğin huzuruna varıp tövbe ediyor. Bu bizim cemaate yaptırdığımız tövbeye benzemiyor. Bizler cemaate toplu olarak cuma namazlarında, bayram günleri büyük tövbe yaptırırız. Fakat cemaatte herhangi bir değişiklik olduğunu görmeyiz. Kendi kendime dedim: “Burada, Allah dostunun huzurunda yapılan tövbenin, cemaate çok büyük etki yaptığını gözlerimle gördüm.” Demek ki, -diğer imam ve görevli arkadaşları tenzih ederim- ben yalan söylüyorum, gıybet ediyorum, haram yiyorum ki bizim yaptırmış olduğumuz tövbe cemaate menfaat vermiyor. İnsanın kendi kendine yapmış olduğu tövbe de menfaat vermiyor. Adam içki içiyor, “tövbeler tövbesi bir daha içmeyeceğim” diyor. Fakat gene içiyor. Diğer kötü fiilleri “yapmayacağım” diyor, gene yapıyor. Ama burada sarhoşu, yoldan çıkmışı, her türlü insan Allah dostunun huzurunda tövbe yapıyor. Rabbü’l-alemin’in emir buyurduğu, "Ey iman edenler! Nasuh tövbesiyle tövbe ediniz" emri tecelli ediyor.

Ben de sıraya girdim. Mübareğin önünde ellerimizi uzatıp, "Ya Rabbi! Ben pişmanım. Bütün günahlarımdan… İnşallah bir daha ben yapmayacağım," dediğim anda sanki Allah (cc)’nun mânevi huzurunda ve Rabbü’l-alemine söz veriyormuşum gibi hissettim. Seydâ Hazretleri elini elimizin üzerine koyduğunda Peygamber Efendimiz (sav)’in Akâbe’de ashabından biat alması hatırıma geldi. Mevlâ’ma bir daha şükrettim.

Tövbe faslı bitti, namazlar kılındı. Seydâ hazretleri istirahate çekildi. Bize talimat verdiler, “Şu şartları yapacaksınız” dediler. Vakit erkendi. Kahveye gittik. Orada sofilerle sohbet etmeye başladık. Hiç bir cemaatte görmediğim mütevazılığı sofilerde gördüm. Herkes “muhabbetten sanki birbirini yiyecekmiş gibi “ sarılıyorlardı. Hangi sofiye yüzümü çevirsem sanki ezelden tanıyormuşum gibi geldi. “Demek ki ‘kalu bela’da, ruhlar aleminde tanışıp sevişmek, burada da görüşmek budur,” dedim.

Bahçıvan olduğunu söyleyen bir sofiyle sohbet ediyorduk. O sofi dedi: “Kurban bize bir keramet anlat.” Bahçıvan muhabbetle elini kaldırdı ve o sofiye dokunup dedi ki:
“Kerata salata! Dünyanın her tarafından insanın buraya gelip toplanması, hiçbir davetiye gönderilmeden burada cem’ olması keramet değil midir?”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !