Modern İnsan Ve Dua. F.Gürbüz

 

 Modern insan ve dua Agliyor

Her hayır kapısının anahtarı olan dua, bu modern çağda, nerdeyse silik ve kuru bir kavram haline geldi. Maddecilik ve vahyin ışığından mahrum felsefi akımlar, modern insandan o kadar çok kıymetler alıp götürdü ki, insanlık bu çağda aklı, ruhu ve kalbi aç birer fukara haline geliverdi. Çağdaş insanın kaybettiği en büyük kıymetlerden, manevi sığınak ve dayanaklardan birisi de dua şüphesiz.

Bilgisine, tedbirine ve gayretine itimat besleyen çağdaş insan, duadan öyle ikrah eder ki, huşu ve şuurdan mahrum dudaklardan bir alışkanlık sonucu dökülüveren “inşallah” temennisinden bile rahatsızlık duyduğunu belli eder. “Bu işler öyle, inşallah-maşallah ile olmaz” der.

İnsanlık, batılı psikologların ve rehberlik uzmanlarının, “hayatı sev ve ondan güç al”, “içindeki sese kulak ver”, “yalnız kendine güven” telkinleriyle kendi örgüsünü ördü. Nihayet, Allah’a kul olduğumuzu izhar eden bütün davranışlarımızın özü olan dua, aklına ve icat ettiği teknolojiye güvenen modern insanın sinesinden çekilip gitti.

Yüce Rabbimiz’in: “Nihayet onların arkasından öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar. Nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir.” (Meryem/59) diye açıkladığı üzere, namazı yani duayı unutan bir nesil zuhur etti. Aslında, bu neslin dualarının kıblesi şaştı. “O münezzeh hayat sahibi ve asla ölmeyecek olan Allah’a dayan.” ilâhi emrine rağmen, yok olmaya mahkum fani varlıklara bel bağladı. Bu nesil, düşünürlerin, “dua ihtiyacını kendinde öldüren bir toplum, fesat ve çöküşten korunabilecek unsurlara artık sahip değildir.” diyerek endişe duyduğu bir hale geldi. 


İdeologlar ve bilim adamları adeta işbirliği yaparak ibadetsiz ve duasız bir insan kumaşı dokudular. Ve tanrıtanımaz, yalnız bilimselliğin laboratuvarında görünene inanan ve ona sığınan bir insanlık doğdu. Bu kabil bir inanç taşıyan insanlığın mimarları, bu insanlığa üstün varlık olarak baksalar da: “Rasulüm de ki: Kulluk ve dualarınız olmasa Rabbim size ne diye kıymet versin?” (Furkan/77) ifadesine göre, duasız beşeriyetin Allah katında hiçbir kıymet ifade etmediği gayet aşikâr.

Dua artık, Yüce Rabbimiz’in “Dağ gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini bütünüyle Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar” meal-i kerimesinde bahsedilen zor zamanlarda, güvendiğimiz dağlara kar yağdığında, dost edindiğimiz Allah’tan gayrı dayanaklarımıza ümit ve itimatlarımızın sarsıldığı demlerde, uçsuz bucaksız evrende kendimizi yapayalnız hissettiğimiz anlarda; kısaca denize düştüğümüzde sarılacak bir yılan bile bulamadığımızda cılız bir imdat çağrısı, kalbimizde bir teselli, bir temenni olarak belirip kaybolmakta.

Dua da, inançlarımız gibi mesut yaşadığımız müddetçe artık hayatımızın dışına itildi. Ve duayı, kul ile Rabbi arasında en güçlü gönül ve kulluk bağı olarak mütalaa edemeyen “bilimsel” dünya, ona yalnızca psikolojik bir güçlendirme aracı olarak bakma lütfunu gösterebildi. Yani onlara göre dua, boş ve ümitsizce çalınan bir ihtiyaç kapısı!

Tarihi boyunca insanlık, kulluktan hangi sebeplerle kaçmışsa, duadan da o sebeple kaçmıştır. O, kendini müstağni görmüş hep... müreffeh ve mutlu zamanlarında, muhtaç, zavallı ve aciz bir varlık olduğunu daima unutarak yaşamış. Diğer taraftan da ona aczini fısıldayan gizli bir lisan duymuş her zaman. İçindeki bu fısıltıya kulak verdiğinde ise, aczini ve noksanlığını Rabbine dua ederek tamamlama yoluna gideceğine tam aksini yapmış; o mütekebbir ruhu, kendini ihtiyaçsız bir varlık gibi görmüş.

Bir damla su ve bin endişeden yaratılmış bu insan, kibrine kulluğu pek yakıştıramamış. Yaratıcısına kulluktan ve duadan firar ederek izzet aramış. Malına, evladına, aklına güvenmiş; bunlarla mağrur olmuş, bunlarla avunmuş, ama bu nimetleri verene Rabbim diyerek dua etmeyi bir zillet olarak görmüş. Modern insan, bilim ve teknolojinin gücüyle tabiata hakim oldukça, daha doğrusu olduğunu zannettikçe, duaların da manasızlığına inanmaya başlamış artık.

Oysa, alemde duasız bir varlık hayal etmek hiç mümkün mü ki, insan duasız olabilsin? Toprakta tohumun duası bir başka, fezada yüzen yıldızların duası başka, susuzluktan çatlamış kupkuru toprakların niyazı ise daha başkadır. Bütün varlıklar, çok yüce olan Rahman’dan rahmet ve hayat istemektedir. Nasıl istemesin ki?

Yüce Mevlâmız: “Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan ister; o her an yaratandan” (Rahman/29) buyurarak kendi şanını adeta varlığa ilan etmektedir. “O, isteklere her an karşılık verendir” gibi bir çağrışım da uyandıran bu ayet, bize, alemlerde Allah’tan istemeyen bir varlık olamayacağını da söylemekte.

Evet, her kıpırdanışın özünde bir dua var. Mümin bir kulun namazında, haccında, orucunda da dua halinin derin ifadesi saklı.

Hülasa, kalbinde dua ihtiyacını yitirmiş insanın eş, dost ve evlatları, akraba ve aşireti, dünya dolusu serveti olsa da, o gerçek manada kimsesiz ve yapayalnız bir insandır. O, bu varlıklarla mağrur olur da, duaya ihtiyaç duymaz. Ama o bilmez ki Allah’tan başka her dost fanidir ve yok olmaya mahkumdur.

Buram buram hak ve tevekkül kokan atasözlerimiz insana ne güzel nasihatler verir: “Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür.” demişler. Dualarının yönünü Allah’a değil de başka varlıklara çeviren, onlardan ululuk, şeref ve nimet bekleyenleri, şu ayeti kerimenin meali de derin derin düşündürmez mi? “Allah’tan başka dostlar edinenlerin hali, örümceğin misali gibidir. Örümcek bir yuva edindi. Halbuki yuvaların en dayanıksızı şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi...” (Ankebut/41) Ağla

Örümcek ağından bir sığınak edinen insan, denize düşünce yılana sarılan insandır. Duasının yönünü seraba çeviren insandır. Fakirdir, açtır ve aldanmıştır bu insan. Varlığa sırt çevirip yokluktan uman insandır duasız insan...

Modern çağın bu kendini duadan müstağni gören insanı, acaba şu beytin derin manasını bir gün ruhunda bularak, gerçek sahibine yönelme bahtiyarlığına erebilecek mi?

Kimsesiz hiç kimse yoktur, her kimsenin var kimsesi.

Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler kimsesi!


Ne dersiniz, duasız insanın gerçekten bir kimsesi, bir sahibi var mı acaba?


Kaynak:Faruk Gürbüz.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !